kafe/bar a girdim. pencere kenarında havadar bir masa beğendim, oturdum. hani herkesin kendine has, kendine kocaman problemleri vardır. söyledim bi balon biramı. biraz etrafa baktım. nasıl olacak bu işler kazım?
aslında zühal'in o dedikleri olmasa kafam bu kadar dolu olmayacaktı. patronun iş bilmez karısı ve baldızı bugün nasıl da oldu bittiye getirmeye çalıştı durumu. yine de yeterince müdahale edemedim. ya kafasını kırmalıydım ya da çekip gitmeliydim. iki aydır elektrik, su faturasını ödeyemiyorum. adsli yemeğimden kısıp da ödedim. çamaşırları yıkatmak lazım. biriktikçe daha da içinden çıkılmaz oluyor. bu ahmet'in kırdığı çamlar bardak olmuy.. neydi lan doğrusu bunun? kötü arkadaş tanımını benimkiler için icat etmişler adeta. dişçiye gitmem lazım, para yok. kapat kendini internete, ver kendini kitaba, dalların çıksın, çiçek aç, mayıs'a kadar toplar mıyım durumu acaba? babamın söyledikleri doğru muydu, annemin başıma kaktıkları acaba, yoksa bir laneti mi bulaştırdılar bana?
of her şey boktan. ahmet giriyor, ziya çıkıyor. şurdaki nazlı nasıl da işveli kahkahalarıyla gülüyor, güldürüyor. ilgi üstünde olmazsa neler olduğunu bilmezmiş gibi. piç hasan nasıl da küçük hesapçı. değişmiyor bu herif abicim. aha ev sahibim?! ne işi var lan burda? bulaşıklar da duruyor öyle bi haftadır. deniz de açmadı zaten telefonumu. ne karı ama ya? sadece sikişmek istediğini arayan orospu! hal hatır bile soramıyorsun koduğumun menfaat dünyasında. şu kalan işlere girişmenin vakti geldi. günlerdir tutuğum, en iyisi kendini kaptırıp gitmek. yeterince hızlanabilirsem sınırı bile geçebilirim belki, siktirip gidebilirim bu saçma yaşamdan çıkıp. of.. of... yine boş hayaller, boş planlar. değişen ne olacak ha? geçen s ene de aynı şeyler vardı. güneşin altında değişen bir şey yok. zaten güneş gördüğümüz mü var? çalışırken karanlıkta girip, karanlıkta çıkıyorsun. çalışmazsan gün yüzü göresin yok. kaç param kaldı acaba, ay sonunu bırak bu haftayı bitiremiycem..
(yan masadan kahkaha, bar tarafından anlaşılmaz konuşmalar, hayatın sesi... geri geliyor.)
ha?! oo dalmışız.. ha bira da gelmiş, farketmemişim bile. bakayım, kimse farketti mi? çok mu kötü göründüm lan? garson, yan masa, etraf, girip çıkanlar.. dergi alsaydım bi tane şurdan keşke... ibiş gibi göründüm. cep telefonu? cep telef?... hah burdaymış. saat kaç? ne kadar geçti lan böyle. havada kararıyor. kimse farketmedi galba. of bu arkadaş da nerde kaldı ya?!.. hangi arkadaş mına koduğum, kimseyi beklemiyon ki? sus olm, bekleyecek kimsesi olmayan durumuna düşmeyelim. ay ne zavallı, ne kötüü... müdavimiyiz barın. en iyisi ariyim ben bunu. kimi arasam? hah ne güzel açmıyo. bi de biriyle konuşmak zorunda kalmıycam.. of puf!... neyse bugün buraların keyfi yokmuş. eve damliim de paramız cebimizde kalsın. gelmedin ya ibne, ben s ana sorarım. kadın değil hayır. kadın tarafından ekilmek daha fena olur. bu özgür'e gösteririm ben!
- garson!!! hesap!
al sana bu da bahşiş olsun, kapak olsun sana. ezerim seni lan!..
(hışımla, rüzgar gibi çıkar kapıdan...)
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
1 comments:
birisi geldi, bir dostun bir sevgilinin kapısını çaldı; sevgilisi "kimsin a güvenilir er?" dedi.
adam benim deyince, git dedi; "şimdi çağı değil, böylesine sofrada ham kişinin yeri yok."
ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir, iki yüzlülükten ne kurtarabilir_?
o sefil gitti, tam bir yıl yollara düştü, sevgilinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı. o yanmış, yakılmış kişi pişti, olgunlaştı. geri geldi, gene sevgilinin evinin çevresine düştü. yüzlerce korkuyla, yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı, ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye de korkup duruyordu.
sevgilisi, "kapıdaki kim?" diye bağırdı, adam "a gönüller alan" dedi, "kapıdaki sensin".
sevgilisi, "madem ki bensin gel, içeriye gir" dedi, "ev dar, iki kişi sığmıyor."
*mesnevi
Post a Comment