Thursday, February 19, 2009

etme bulma dünyası

küçükken, annemin dedikodu yaptığı bir mahalleliyle muhabbetini sonlandırmak istediğinde kullandığı laflardan biriydi. "eh işte eminanım, etme bulma dünyası" buradaki hanım saygıdan ziyade ben görmüş geçirmiş bir aileden geliyorum için ikamet ediyordu. yoksa annem hovardalık yapan kiracı hanımı kovduğu gibi kovardı onu da.

benim için bu etme bulma dünyası, ne ekersen onu biçersin ve daha sonraları karma ile bandıld geldi. babam çiftçilikten gelmeydi. her yaz dönüm bönüm topraklardan gelen ve bir kaç boyunca her yeri sapsarı yapan buğday döğülürdü. yaz benim için o yüzden sadece ilkokul 2 kitapları yüzünden değil, sahiden sarıydı. yaz sarıdır. o yüzden yarımküreler hep kafamı bulandırır. bir tartışmada hep atılırım ya öteki yarımküre?! diye. ilk travmalarımdan birini haykırıyorum ama kimse duymuyor.

uzun süre en entelektüel halimle geldiğim noktada "pay it forward" olan bu sözün, "sıkıldım", "hadi bize müsaade" bağlacı olarak kullanan annemin mizacıyla arasındaki gizli mesajı çözmeyi başaramadım. ta ki arzu tramvayını seyredinceye kadar. şimdi komşumuz arzu'abla 'dan bahsetmenin tam sırası ancak sonra gelsin o... film bu hikayede figüran rolüne sahip olsa da ihtiras tramvayı adında da gösterildiğini öğrenmemle, annemin neden bahsettiğini anladım: etme bulma dünyası, ihtiras dünyasıydı. o yüzden kendisi çok ihtiraslıydı.

arzularımın ihtirasa dönüştüğü anlarda kendimde taşıdığımdır. sanırım beni keyifli, inatçı, mücadeleci, hırslı, narsisist ve cazibeli yapan da odur.

0 comments: